KAYNAKÇA

Ahmet Oktay, "Alkor'un Resminde İnsanlığın Hali" - 1990

Argos, S:19 (Ahmet Oktay)

ALKOR'UN RESMİNDE İNSANLIĞIN HALİ

Yontu sanatmın büyük ustası Rodin'in "yontu boşluğun ve kütlesel-topak parçaların sanatıdır" sözü (vurgulamalar benim -A.O.-), Bilge Alkor'un dünyasma girmemizi sağlayacak bir anahtar olarak görünüyor bana. Gerçekten de, ister tuvalin merkezinde isterse sağ ya da sol yanımda yer alsın; ilk göze çarpan; dışarı doğru fırlayacakmış gibi duran kütlesel figür ya da lekedir. Ne var ki ilk bakışa özgü bu anlık yanılsama dağılır dağılmaz, bu devasa parçaların asıl işlevinin seyirciyi tuvalin uzamına çekmek, üçüncü boyuta katmak olduğu anlaşılır.

Gelgelelim uzam, ancak zamanla algılanabilir. Her uzam ilişkisi aynı anda bir zaman ilişkisidir, zaman ilişkisi de, uzam. "Saklı Yüzük" adlı resimde tuvali hemen hemen doldurmuş bulunan iki figür (bize göre sağda duran doğrudan doğruya izleyiciye, soldaki ise ona bakmaktadır), oturdukları koltukta geçmişlerini ve geleceklerini düşünmektedirler sanki. Koltuğun arkasındaki uçuk mavi kaçak ufuk ise, bu zaman duygusuna daha da metafizik bir görünüm vermektedir. Resmin uzamı, Bilge Alkor'un resimlerinde doğrudan doğruya sahneyi çağrıştırır.

"Circus Mundi-Dünya Sirki"; resmin adı, gerekli göndermeyi yapmaktadır. Hiç kuşkusuz, öteki resimlerde olduğu gibi bu resimde de adın anıştırdığı (ima ettiği) düşünsel anlam gözardı edilmemelidir ama, nesnelerin ve figürlerin düzenlenişinin tiyatroyu çağrıştırdığı da açıktır. "Yine Akşam", neredeyse Çehov'un oyunlanndan bir sahnedir. Söz tüketilıniş, herkes çekip gitmiştir: Dışarda yapraklar giderek sararacak, içerde yalnızlığın Büyük Saat'i işleyecektir. "Âdem'in Düşü" adlı üçleme,

sanki Eski Ahit'in "Tekvin" bölümüyle Kur'an'ın "al-Mıcr Sûresi"nde anlatılan olayın yeniden ve sahne üzerinde düzenlenmesine ilişkin eskizlerdir. Solda Âdem'in yaratılacağı toprağı getiren Azrail, ortada henüz "can üflenmemiş" balçıktan yoğrulmuş Âdem ve sağda cezalandırılmasının ve yüzlerce yıl sürecek kovulmuşluğunun acısını çekecek canlanmış Âdem. Üçüncü parçaya kadar, resim kaotik ve amorf bir yapı koymaktadır öyküye uygun olarak, ama son pano figürü ortaya çıkarmaktadır. "Usun Uykusu" adlı resîmde de iki oyuncu görmekteyiz: Sonsuzluğa doğru açılmış bir pencerenin yanındaki yatakta yatan adamla, (bize göre) sağ köşede yatağın dibine çökmüş kişi: Kö­tülüğün de barındığı bilinçaltı. Yen ile Yin. Nerdeyse konuşacak, umarsız bir diyaloğa girişeceklerdir. Daha doğrusu, çoktan girişmişlerdir asla sonuçlanmayacak bu tartışmaya, "Circus Mundi" adlı resmin ışık düzenlemesi bile doğrudan sahneyi çağrıştırmaktadır: Tepeden tam tuvalin ortasını aydınlatan büyük spot ışığı, dikkatleri zemindeki varlığa (ölmüş ya da doğacak olan) çekmekte, ortada ve sağda biri önde, biri arkada gölgede kalmış iki figür dramı yansıtmaktadır. Sol köşede ise Arlechino (Arlequin) onları seyretmektedir. Ayaktakilere karşı konumlandırılan bu statik figür, düzenlemeyi iyice dengelemektedir.

Bize Dünya Sirki'nden kesitler sunmaya çalışırken, Bilge Alkor, her şeyden önce bir sorunsal kurmayı amaçlıyor. Bu sorunsalın, yaşadığımız cehennem ile kovulduğumuz cennet'i imlediğini düşünüyorum. Şeyleşmiş, yabancılaşmış bir dünyada insanoğlu, kadınıyla erkeğiyle bir anlam aramakta ya da yaşamına bir anlam yüklemeye çalışmaktadır. Alkor, bu arayış sürecinin kimi özgül anlarını belirliyor. Tuvallerindeki insanların organlarının doğal yerlerinden çıkarılmış (decontraction) olarak resmedilmesi, sadece bir biçem ya da estetik sorunu değildir, yabancılaşmış, parçalanmış bir dünya algılamasının yol açtığı semantik bir sorundur. Bilge Alkor, resimlerindeki uzam-zamanın yetkin biçimde kanıtladığı gibi, bizi şimdinin ürküntüsü ve umarsızlığıyla olduğu kadar geçmişin ister istemez nostaljik bir yönseme gösteren hüzünlü içeriğiyle de yüz yüze getiriyor. Geleceğimizi ise bilemiyoruz.

Geliştirdiğim çözümleme ve Alkor'un resimlerine koyduğu adlar, bir yanılsamaya yol açmamalı: Bu resimler öykü de durum arasında yer alır ve anlatım sorununu gündeme getirirken, amiyane bir öykülemeyi amaçlamazlar. Mitik ve metafizik göndermeler, soruların yanıtları değil, sadece sorudurlar. Figürlerin, nesnelerin ve durumların çelişkili, yer yer birbirini dıştalayıcı bir düzen sergilemesinin nedeni de budur. Söylenen açıktır aslında: Bütün çelişkilidir. Bilge Alkor'un resmi bu çelişkiye ve insanlığın hallerine tanıklık etmektedir.

Norbert Lynton, Modern Sanatın Öyküsü'nde "Goya, kıyıcılığı ve çılgınlığı yansıtan karabasanlı görüntülerinde sanatın herkesçe benimsenen amacını, zevk vermek ve eğitmek amacını tersine çevirdi" diye yazar. Bu düşüncenin Alkor'un resmi için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Karşısma geçilip kendisinden zevk alınmasına izin vermez bu resimler. Düşlerin, anıların, karabasanların, acıların estetize edilmesini istemez. Eğer bir estetik haz ilkesinden söz edilecekse, Alkor'un resminde bu haz, ancak düşünsel/anlamsal boyutun algılanmasından, kavranmasından sonra duyulabilir. Bilge Alkor, güzelin tuvalde varedilen anlamı bastırmasını ve resmin tüketilebilir bir haz nesnesi olarak anlaşılmasına razı olmak istemiyor.

AHMET OKTAY