KAYNAKÇA

"Bilge Alkor Resimleriyle Gizemi Yaşamaya Çağırıyor" - 01.03.1990

Gösteri (Cem Aslıhan)

Resimlerinin gerçekle ilişki­sinden başlıyalım izin verirsen. Bende bıraktıkları izlenim şu: Hem gerçeğe bir çağrı; hem isten­miş bir bulanıklık. Gerçeğin ya berisinde ya ötesindeyiz. Görmeye çağrıldığımız gerçek sanki resmin odağına düşmüyor.

Bir gerçeklik durumunu ger­çek'le karıştırmaktan kaynakla­nıyor bence o izlenim. Şu örnekle anlatmaya çalışayım: Bir oda dü­şün, yanyana oturmuş yaşlı bir çift, eşyalar, duvarda bir dolap, geride alacakaranlık içinde bir karyola. pencerede akşam, erkeğin öne eğik başı, kadının eski moda giysileri... Çok eskiden yaşanmış bir an belki bu. Ya da fotoğrafından tanıdığım. Belleğimin bilinmez hangi nedenle sakladığı, şimdi resim konusu ola­rak önerdiği bir gerçeklik durumu. Bir kesit, yaşlı çiftin o anda başla­mamış, o anla bitmeyecek öyküsün­den. Nice doğumlar, yaşamlar, ölümler zinciri, o iki insanı insan­lara, hayvanlara, burçlara birleş­tiren. Resimlerimin çağırmak iste­diği gerçek bu süreç. Daha doğru­su, bu verilmiş an sürecin içinde. Yaptığın benzetmeden yararlanalım bir daha: kamerayı elbet yaşlı çifte yöneltiyorum, ama merceği sonsuza ayarlanmış olarak.

Yaşlı çiftin vazgeçilmezliğiyle açıklanabilir mi soyut resimden uzaklaşman?

Bir anlamda evet. Ben, soyut resimle başladım işe, uzun süre so­yut çalıştım. O yıllar soyutlama bizim için estetik bir seçimden çok bir şenlikti. Daha yolun başında elde etmiştik bağımsızlığımızı: Ge­leneksel resimden, akademilerden, doğadan. Yaratıcı düş gücünün o esrimesini bana en çok sezdirenler ' Cobra'cılar oldu. Sonra nesnelerin geri dönüşü yaşandı Pop Art'la. Pop Art'ın altında yatan 'nesne sorunsal'ı bizi. Türk sanatçılarını etkilemedi pek. Coca cola şişesini resmimize koyamazdık örneğin, ül­kemizde coca cola yoktu bile o zaman. Song olarak, resimlerime Pop Art kapısından girmedi figür. 70'li yılların başlangıcında, boğuş­tuğum yeni içeriklerin salt renk ve çizgiyle verilemeyeceğini anladım...

Çalışmanda biçimsel öğeler önceliklerini yitirdi mi demek isti­yorsun?

Hayır. İşlevleri, anlamları de­ğişti yalnız. konuştuğum dil şimdi de, eskiden olduğu gibi, renk. Yaşlı çiftin odasını herşeyden önce renk oranlarıyla algılıvorum. Sonrası, resim yapma eylemi, renk düzenin­de ard arda seçimler yapmak benim için: "Bu mavi biraz daha koyulaş­mak istiyor!", "Şu yeşille morun arasına kırmızı gelmeli!" türünden. Resmin bittiğini de, renklerin belli bir doymuşluğa, yoğunluğa ulaşma­sından anlıyorum ancak. Bir yanda "boyanmış ,yüzey"olarak resim, öte yanda "düzenlenmiş çevre" olarak sanat...

Siz, "yüzey boyayanlar", bu karşıtlığı yadırgamıyor musunuz?

Karşıtlık, sanat etkinliğini be­timlerken kullanılan terimler ara­sında değil, etkinliğin yönünde. Biz adlandırılmaz olanın resmini yapı­yoruz, onlar resmedilmez olanı adlandırıyor. Sonuç, her iki durumda da, bir biçim ve o biçimde yansıyan gerçek. Her iki durumda da nite­liğin ölçüsü, orada yansıyan gerçe­ğin derinliği, karmaşıklığı. Şu da var. 'Boyanmış yüzey' dediğin. bir optik olay değil yalnızca. Kavram­ların, düşüncelerin, görselde bit­meyen içeriklerin taşıyıcısı da oluyor çok zaman.

Resimlerine koyduğun adlarla vurgulanan içerikler mi? O adlar­da Yunus'a, Mallarme'ye, Eliot'a, Nâşim'e göndermeler olduğunu bi­liyorum. Genellikle yazınsal bir eğilim var çalışmalarında. Yanı­lıyor muyum?

Yazınsallıktan ne anlaşıldığına bağlı. Metinleri resimlendirmeye kalkışmadım hiç. Bir roman kişi­sinden, bir oyundan, bir dizeden yola çıktığım oldu. Ama durum burada da yaşlı çiftin odasındakin­den değişik değil. Resim yapma eylemi gene adlandırılmaz olanla başlayıp, onunla bitiyor. Sözcük­lerin, dilin eşiğinde. Koyduğum ad­larsa, başlangıçtaki adlandırılmaz­lığın bir üst düıeyde doğrulanması. Çelişik görünebilir, ama böyle.

O resimler önünde seyircinin yapabileceği tek şey bir olanaksız­lığı saptamak mı?

Tam tersine, resmin asıl yaşamı o karşılaşmayla başlıyor. Seyirci sayısız olanaklar açabilir resimlere. Sanatçtnın eylemini kendi imgele­riyle, tasarımlarıvya, kavramlarıyla yineleyip sürdürebilir. Kendince bir sonuca (yoruma) varabilir. Az önce nitelik ölçüsü olarak, yansıtılan gerçeğin karmaşıklığını anmıştım. Karmaşıklığın ölçüsü de yorum­ların çokluğu, değişikliği, giderek uzlaşmazlığı.

Resimlerine koyduğun açık seçik bir bildirin yok öyleyse...

Açık seçik ya da saklı, bildirim yok. Biçimlendirmek önemli yalnız. sanatının (çok ilginç de olsa) kişiliği, doğru yanlıs savları değil. Benlik, o gölge, aradan çıkmalı ki, yapıt görünsün. 'İletişim' aramı­yorum ben ‘katılım' arıyorum, gi­zemin yaşanmasında ortaklık.