KAYNAKÇA

Nazan İpşiroğlu, "Mozart'ın Sihirli Flüt Operasına yeni bir yorum" - 01.06.2007

Artist Modern (Nazan İpşiroğlu)

MOZART'IN SİHİRLİ FLÜT OPERASINA YENİ BİR YORUM:

BILGE ALKOR'UN SİHİRLİ FLÜT RESİMLERİ

18. YÜZYILDAN İTİBAREN HER DÖNEM YENİ BİR BAKIŞ AÇISIYLA, KATMANLARINDAN BİRİNİN YA DA BİR KAÇININ ÖN PLANA ÇIKARTILDIĞI FARKLI YORUMLARLA SAHNELENMEYE DEVAM EDİYOR SİHİRLİ FLÜT. "BİLGE ALKOR'UN SAHNE TASARIMIYLA YARATICI BİR REJİSÖRÜN YÖNETİMİNDE SAHNELENECEK OLSA BİR "İLK" GERÇEKLEŞMİŞ OLURDU.

Mozart'in 'Sihirli Flüt' operasi onun son iki yapıtından biri. Opera 1791'de tamamlanmış, ayni yil Viyana'da sahnelenmiş. Sihirli Flüt Mozart'in başka operalarina oranla, çok katmanli, değişik alım­lama boyutlari içeren ve bu nedenle yoruma çok açık. Operaya du­yulan ilgi ilk sahnelendiği 1791 yılından günümüze hiç eksilmemiş, her dönem yeni bir bakış açısıyla konuya yaklaşılmış; opera, kat­manlardan birinin ya da bir kaçının ön plana çıkartıldığı değişik yo­rumlarla sahnelenmiş. Özellikle son yıllarda başkişilerin günümüz giysileri giymekle kalmayıp, güneş gözlüğü, sirt çantasi vb. aksesu­varlarla donatıldıklarını, dahasi sahneye bisikletle ya da oyuncak otomobille geldiklerini bile okuduk/gördük. Rejisörlerin eski yapıtları bugünle ilişkilendirmeleri sahnelemenin olmazsa olmaz koşulu ha­line geldi. Konuda yapilan değişiklikler bile artik doğal karşılanıyor, yeter ki inandırıcı olsun.

SİHİRLİ FLÜT, MOZART'IN OPERALARI ARASINDA DON GIOVANNI DIŞINDA RESSAMLARIN EN ÇOK İLGİSİNİ ÇEKEN OPERA OLMUŞTUR. ÖZELLİKLE 2(7. YY. RESSAMLARI BU OPERAYA BÜYÜK İLGİ GÖSTERMİŞLERDİR. SAHNE TASARIMI YAPAN RESSAMLAR ARASINDA OSCAR KOKOSCHKA, MARC CHAGALL, DAVID HOCKNEY, WILLIAM KENTRIDGE, KAREL APEL GÖSTERİLEBİLİR. BU İSİML.ERİ ÇOĞALTMAK OLANAKLI, ANCAK BU SANATÇILAR REJİSÖRLE BİRLİKTE DRAMATURJİ ÇALIŞMASI YAPARAK SAHNELENMEK ÜZERE TASARIMLARINI YAPMIŞLARDIR. SAHNELEMEDEN BAĞIMSIZ, SADECE OPERADAKİ KİŞİLERİN YA DA SAHNELERİN RESMİNİ YAPAN RESSAM DA YOK DEĞİL.

Bilge Alkor'un `Sihirli Flüt' resimlerinin, bu operaya yepyeni bir yo­rum getirdiğini düşünüyorum. Bilge Alkor'u disiplinler arası çalışma­larıyla tanıyoruz. Önce Shakespeare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" ve "Fırtına"sının karakterleri; sonra Schubert'in "Kış Yolculuğu" lied'le­ri ve nihayet "Sihirli Flüt", onun disiplinler arası çalışmalarının ürün­leri. Başka deyişle önce tiyatro, sonra şür ve müzik ve son olarak da sanat dallarının en geniş kapsamlısı diyebileceğimiz opera... AI­kor'un, bu çalışmalarda her zaman konunun bütünlüğünü bozma­dan derine indiğini, özü aradığını biliyoruz. Sihirli Flüt resimlerinde de yaklaşımı böyle mi? Yorumu belli bir amaca mı yönelik? Başka deyişle güncel bir soruna mı parmak basmak istiyor? Yoksa izleyi­cinin (burada benim) resimlere kattığı bir alımlama boyutu mu? Bu yazımda resimleri konu bağlamında alımladıktan sonra sorunun ya­nıtını okuyucuya bırakacağım.

 

SEVGİ, GÜÇ, BİLGELİK

Önce kısaca konuya bir göz atalım. Konu ilk algılama aşamasında tam bir masal etkisi bırakır. Gerçek masalla, tarihsel, mitolojik ve masonik öğelerle yoğrulmuştur. Olaylar eski Mısır'da İsis ve Osiris kültünün egemen olduğu bir ortamda geçer. Gece kraliçesinin kızı Pamina güneş kralı Sarastro'nun adamları tarafından kaçırılmıştır. Genç ve yakışıklı bir prens olan Tamino ormanda yolunu kaybeder, onu kovalayan ejderhadan kaçarken korkudan bayılır. Kraliçenin ne­dimeleri onun imdat seslerini duyar, ejderhayı öldürerek onu kurta­rırlar ve kraliçeye haber verirler. Kraliçe Tamino'ya kızının resmini gösterir ve onu kurtarmasını ister. Resme bakar bakmaz Pamina'ya aşık olan Tamino, Kraliçeye kızını kötü adam Sarastro'nun elinden kurtaracağına söz verir. Kraliçe ona bir sihirli flüt verir. Yol arkadaşı olarak kuş adam Papageno'yu yanına koyar. Bu güç işi başarabil­meleri için, bunalımlı anlarında onlara yol gösterecek olan bulutlar arasında gökten inen üç bilge oğlandır. Tamino Sarastro'nun sara­yına vardıktan, onun rahipleriyle konuştuktan sonra Sarastro'nun kötü adam olmadığını anlar. Sarastro'nun amacı, Tamino'yu sına­mak ve onu Pamina ile evlendirerek kendi yerine geçirmektir. Rahip­lerinden biri, Tamino'nun sınavı başaracağından kuşkuludur, Saras­tro'ya sorar, `Sınavı başarabilecek mi? O bir prens,' der. Saras­tro'nun yanıtı: 'Daha da öte, o bir insan,' olur. Bütün bunlardan ha­bersiz olan Tamino, Pamina'ya kavuşabilmek için türlü sınavlardan geçer. Bu arada Gece Kraliçesi intikam hırsıyla kızından Sarastro'yu öldürmesini ister. Ancak Pamina bunu yapamayacaktır. Saras­tro'nun kötü bir insan olmadığını bilmektedir. Tamino'ya olan sevgi­si büyüktür. Tamino sınavların hepsini başarır ve sevgilisine kavu­şur. En güç sınavı, Pamina ile birlikte yapacaklardır; topraktan, su­dan ve ateşten geçmek. İki sevgili sihirli flütün gücüyle bunu da ba­şarırlar.

Kaba çizgileriyle anlattığım konunun örgüsünde, Sarastro'nun adamlarından zenci Monostatos'un Pamina'ya aşık olup, onu taciz etmesi, Papageno'nun kendine kız arkadaş araması, Pamina'yı ve Papageno'yu, umutsuzluk içinde intihar edecekleri sırada bilge oğ­lanların kurtarmaları vb. olaylar, operaya hem renk hem de derin an­lamlar katarlar. Böyle bakıldıkta opera eğlendirici ve aynı zamanda öğreticidir. Bu nedenle kamuoyunun Sihirli Flüt'e ilgisi eksilmemiş­tir. Sihirli flütün sesiyle birdenbire sessizleşip sinen vahşi hayvanlar, Papageno'nun yalın, ilk dinlendiğinde akılda kalan eğlenceli folklo­rik şarkıları, önce ihtiyar bir kadın olarak Papageno'nun karşısına çı­kan Papagena'nın birden gençleşmesi vb. masalsı öğeler, operaya uzun yıllar bir müzikli masal, bir çocuk operası gözüyle bakılmasına neden olmuştur. Ancak alımlama sürecinde ortaya çıkan derin boyutlar, bu operanın pek çok inceleme ve araştırmaya konu olmasına ve çok değişik yorumlarla sahnelenmesine yol açmıştır. Nelerdir bunlar? ilk algılama aşamasında açıkça görülen üç temel kavram güç, sevgi, bilgeliktir. Bunlar yaşamdaki karşıtlıklarla örülerek konu­yu oluşturur: aydınlık- karanlık güçlerin çatışması: iyilik-kötülük, sevgi, tutku - kin, intikam; kadın-erkek kişiliğine toplum tarafından biçilen rollerin olumlu-olumsuz yanları; akıl ve doğa: toplumun fark­lı iki kesiminin, -Tamino-Pamina, Papageno-Papagena -yaşam kar­şısındaki duruşları; aydınlanmacılık, masonluk - faşizm, ırkçılık vb.

Bunların hepsi konunun özünde var mı? Yoksa zaman içinde bul­gulanan alımlama boyutları mıdır? Mozart ve operanın yazarı Ema­nuel Schickaneder'in dile getirmek istedikleri neydi? Mozart'ın ma­son olduğu biliniyor. Operadaki masonik öğelere, simgelere (üç sa­yısının metinde ve müzikte yinelenmesi, üç kapı, üç nedime, üç bil­ge oğlan vb.) dayanarak Sarastro'nun masonluğu, Gece Kraliçe­si'nin de karanlık güçleri, boş inançları simgelediği daha ilk yorum-larda ortaya atılan bir sav olmuştur. Fransız devriminden sonra Av­rupa'ya yayılan aydınlanmacılığa, dahası tüm aydınlanmacı düşün­celere tutucu ve koyu Katolik Avusturya'da şiddetle karşı konuluyor­du. Localar gözleniyor, insanlar damgalanıyordu. Mozart ve Schika­neder'in, başlarına gelebilecek böyle bir tehlikeyi öngörerek opera­ya masalsı bir hava vermiş olmaları olası. Ne ki bu yapıtın bir boyu­tu ve içindeki açık alanlara yeterli bir yanıt oluşturmuyor.

Bu nedenle olsa gerek Sihirli Flüt, Mozart'ın operaları arasında - Don Giovanni dışında - ressamların en çok ilgisini çeken opera olmuştur. Özellikle 20. yy. ressamları bu operaya büyük ilgi göstermişlerdir. Sahne tasarımı yapan ressamlar arasında Oscar Kokoschka, MarcChagall, David Hockney, William Kentridge, Karel Apel gösterilebi­lir. Bu isimleri çoğaltmak olanaklı, ancak bu sanatçılar rejisörle bir­likte dramaturji çalışması yaparak sahnelenmek üzere tasarımlarını yapmışlardır. Sahnelemeden bağımsız, sadece operadaki kişilerin ya da sahnelerin resmini yapan ressam da yok değil.

Şimdi gelelim sanatçımızın resimlerine. Alkor operayı sahne tasarımı yaparcasına birebir resimlemiş. Resimlerin kimi soyut, kimi figürlü. Kullandığı teknikler değişik: yağlıboya-akrilik, fotoresim ve fotoğraf. Kişilerin her biri için kişiliğine göre bir maske düşünmüş. Ancak baş­kişiler bunun dışında kalıyor: Gece Kraliçesi ve Sarastro, Tamino ve Pamina. Onların hem maskesi, hem de tam boy resimleri var. Gece Kraliçesi'nin ve Sarastro'nun resimleri soyut. Metinde Gece Kraliçe­si "yıldız saçan kraliçe" diye geçer. Resimde gece mavisinin değişik tonları içinde parlayan irili ufaklı yıldızlar, kratiçe figürünün konturu­nu çiziyor ve bütün çevresini sarıyor. Sarastro, sarıdan kırmızıya sı­cak güneş renkleriyle karşımızda. Tamino ince, zarif genç bir kadın. Ayakları çıplak, üzerinde siyah bir giysi, başında yüzünün yarısından fazlasını örten büyük, başlıklı bir maske, başı öne doğru hafifçe eğik, elinde tuttuğu düz flütü üflemekte. Pamina ise, ağlamaktan gözleri çıkmış bir bebek. Tamino'nun bakar bakmaz aşık olduğu resim, tıp­kı metinde söylendiği gibi ışıl ışıl renkli taşlarla süslü bir çerçeve için­de. Bir başka resimde Pamina ellerini dizlerinin üstüne koymuş, ba­şı yana doğru eğik, bitkin, çaresiz, mutsuz oturuyor. Papageno, ko­caman renk renk kanatlarıyla tam bir kuş. Papagena'nın resimlerin­de resmin alt yanından yukarıya doğru baktığımızda onun nasıl de­ğişime uğradığını, mutlu, güzel bir kadına dönüştüğünü izleyebiliyo­ruz. Sanatçı bunu resmin alt yanındaki kara lekeden, önce yarısı gö­rünen sonra kat kat aydınlığa çıkarak tamamlanan yüzlerle belirtmiş.

TAMİNO VE PAMİNA

Her iki karakter de, şimdiye kadarki Sihirli Flüt yorumlarında görme­diğimiz bir biçimde karşımızda. Operada Tamino yeniyetme yakışık­lı bir prenstir. Oysa bizim resmimizde genç bir kadın. Bunu nasıl yo­rumlamalı? "Sihirli Flüt"ü değişik zamanlarda ve değişik tiyatrolarda birkaç kez sahnelemiş olan rejisör Pierre Audi, Tamino'yu renksiz ve naif bir tip olarak tanımlıyor. Ne yapacağını bilmeyen, kararsız, daha ilk bakışta bir resme aşık olan, Kraliçenin sözlerine hiç düşünmeden inanan saf bir çocuk. Tamino ejderhadan korkup bayılıyor. Gelenek­sel söyleme göre erkek korkmaz. Bilge Alkor Tamino'yu böyle de­ğerlendirmiş olabilir mi? Bu ilk akla gelen yorum. Ama operada gö­rüyoruz ki Tamino büyük bir değişim yaşıyor. Pamina'nın resmini gördükten sonra yaşamında büyük bir değişiklik oluyor. ilk kez sev­ginin ne olduğunu anlıyor, sevgiyi yoğun yaşıyor, Pamina'ya olan sevgisi için her türlü tehlikeyi göze alıyor. Çeşitli sınavlardan geçi­yor, susmayı, sabırlı olmayı ve dayanmayı öğreniyor. Toy bir çocuk­ken olgun bir insan oluyor. Bu erdemler `insan'a özgü. Sarastro'nun Tamino için, `O bir insan' deyişini anımsayalım. Demek ki, konunun özü olan erdemlilik, güçlü olma, sevgiyle bilgeliğe ulaşma yolu erkek için de kadın için de bir. Nitekim Pamina, Tamino ile birlikte bu yolu yürüyor, sınavı başarıyor. Sarastro'nun tapınağına kabul edilen ilk kadın olarak Sarastro tarafından kraliçe ilan ediliyor. Kral ve kraliçe, Tamino ve Pamina, ikisi de kadın. Bu yadırgatıcı durumun ardında­ki düşünce ne olabilir? Konunun dayandığı temel kavramları yinele­yelim, 'güç, sevgi, bilgelik' demiştik, bunlara şimdi `değişim ve er­demlilik'i de ekleyebiliriz. Bunlar erkeğe mi özgü? Elbette ki değil. Her iki cins için de geçerli. O halde Tamino'yu kadın olarak görmek cinsiyet ayırımına karşı bir duruşu dile getiriyor, "insan" olmanın er­keğe özgü olmadığını.

Pamina'ya gelince... Gece Kraliçesinin Tamino'ya verdiği resimde Pamina mutsuz. Ağlıyor. Neden? Annesi ona Sarastro'yu öldürmesi için hançeri verene kadar ona olan sevgisi sınırsızdı. Ona inanıyor­du. Sarastro'nun tapınağından kaçmak, annesinin yanına gitmek is­tiyordu. Monostatos onu Papageno ile kaçarken yakalayıp ele ver­diğinde, Sarastro'ya Monostatos'un onu taciz ettiği için kaçmaya kalkıştığını söylüyor, kendisini bağışlayıp özgür bırakmasını diliyor ondan. Sarastro, "Başka birini çok sevdiğini biliyorum, seni annenin eline bırakırsam, seni bekleyen mutluluktan yoksun kalırsın," diye yanıtlıyor onu. Gelişen olaylarda gözünü intikam bürümüş olan Ge­ce Kraliçesi kızını lanetliyor. Pamina artık annesine değil, Sarastro'ya inanıyor. Bu olaylar örgüsü içinde Pamina'nın resimde neden mutsuz göründüğünü açıklamak zorlaşıyor. Resimde Pamina, Tami­no'nun aksine, etli canlı bir varlık değil, bir taş bebek. Çocukluktan daha yeni çıkan Pamina da Tamino gibi bir `değişim' yaşıyor. Birbir­lerine duydukları derin `sevgi' onları olgunlaştırıyor, mutluluğa götü­rüyor. Pamina'nın annesinin yanındayken, mutsuzluğunu bile fark edemeyecek denli kişiliksiz, donuk bir kız olduğunu mu anlatıyor bu taş bebek imgesi? Olabilir. Tamino'ya duyduğu derin sevgiyle can­lanıyor hayat buluyor taş bebek. Tamino ve Pamina'nın masklarına bakıldıkta bu alımlama doğru gibi görünüyor. Çünkü aralarındaki bi­çimsel farklara karşın içerik açısından birbirlerine çok yaklaşıyorlar. Başka deyişle içerik, iki gencin özde birbirlerine yakınlıklarını vurgu­luyor. Renkler aynı. Pamina'nın maskında göz deliklerinin üst yanın­da kuru yapraklardan oluşan bir taç, gözlerin altında, ağzın olduğu yerde küçük kırmızı bir kalp var. Mask incecik, zarif dallarla bezen­miş açık renk bir zemin üzerinde duruyor. Tamino'nun maskı bütün yüzü kapatıyor. Başındaki taç kurumuş gül yapraklarından oluşuyor. Tacın iki yanından görünen resim yüzeyinin üstünde çiçekler...

RESİMLER OPERA METNİNDEN YAPILAN ALINTILARLA BÜTÜNLEŞİYORLAR. KANIMCA METNİN ÖZÜNE İNEN VE DOĞRUDAN MÜZİĞİ YANSITAN İKİ BÜYÜK YAĞLI BOYA RESIM VAR: BIRI SIHIRLI FLUTUN RESMI. ÖTEKİ"SİHİRLİ FLÜT MÜZİĞİNE SUNU". BU İKİ RESİM BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR. SANKİ KONUNUN ÖZÜ BU RESİMLERDE GİZLENMİŞ.

Bunlar operanın başkişileri ve müzikten çok metinle bağlantılı. Re­simler opera metninden yapılan alıntılarla bütünleşiyorlar. Kanımca metnin özüne inen ve doğrudan müziği yansıtan iki büyük yağlı bo­ya resim var: Biri sihirli flütün resmi. Öteki "Sihirli Flüt Müziğine Su­nu". Bu iki resim birbirini tamamlıyor. Sanki konunun özü bu resim­lerde gizlenmiş. Konunun odak noktası olan, operaya adını veren si­hirli flütü Pamina'nın babası, kızını koruması için bin yıllık bir ağaç­tan yontmuştur. Derin bir `sevgi'yle birbirine bağlanan genç çifti, şimdi geçecekleri ağır sınavda o koruyacaktır. Resimde flüt resmin tam ortasında yatay duruyor. Ses dalgaları flütün çevresinde renk renk yayılarak bütün resim yüzeyini kaplıyor. İkinci resim operadaki simgelerin örgüsünden oluşmuş. Tıpkı opera uvertürlerinin, opera­nın temalarının örgüsünden oluştuğu gibi; Gece Kraliçesinin ve Sa­rastro'nun renkleri bir arada. Resmin tam ortasında koyu mavi boş­luğun içindeki hızlı döngüsel hareketle dört bir yana saçılan ve aynı döngüsel hareketi vurgulayan ışıltılı yıldızlar... Gece Kraliçesi'nin simgeleri. Sivri ucu gökyüzüne yönelen üçgenler... Sarastro'nuıı simgeleri. Resimde karşıt renkler egemen, yani karşıt güçler bir ara­da. Simgeler iç içe giriyor. Pamina, annesine kavuşmak istediğiniSarastro'ya söylediğinde Sarastro Gece kraliçesi için, "O benim egemenliğim altında," der. Kadınların erkek tarafından yönetilmedik­çe doğru yoldan şaşacaklarını ekler sözlerine. Pamina'nın babası (Güneş Kralı) ölürken yedi katlı güneş kursunu Sarastro'ya vermiş ve eşiyle kızını ona emanet etmiştir. Böylece gece-gündüz düzeni bozulmuştur. Gece Kraliçesi güneş kursunu ele geçirerek tek başı­na iktidar sahibi olmayı istemektedir. Oysa daha baştan Pamina ile Papageno'nun düetinden öğreniyoruz ki `sevgi' bağı kadın ve erke­ği birlikte tanrısallığa ulaştırır. Kadın kalbiyle, erkek aklıyla birbirleri­ni tamamlarlar. Sarastro bir öngörüyle Pamina'yı kaçırmıştır; Tami­no ve Pamina sınavı kazanacaklar, Sarastro güneş kursunu onlara vererek çekilecek ve eski gece-gündüz düzeni geri gelecektir. Bu resim, konunun özüne uygun olarak geceyle gündüzün birbirini izle­diği, evrensel barışın egemen olduğu önceki düzen olarak alımlana­bilir. Ancak, Tamino'yu kadın olarak düşünürsek karşıtlıklar ortadan kalkacak demektir. Kadında akıl da yürek de olduğuna göre, karşıt cinslerin "birbirini tamamlayan" bütünleşmesine gerek kalmayacak. Opera, aydınlığın karanlık güçlere, Güneş Kralı'nın Gece Kraliçesi'ne egemen olmasıyla son bulur. Bu yeni yorumda operanın sonu deği­şiyor. Sevgiyle birbirine bağlanan, en güç sınavları birlikte başaran iki kadın evrensel barışı gerçekleştirecekler. Düş kurmanın sonu yok, kim bilir, belki de o zaman güç ve intikam duygusunun bilinme­diği daha aydınlık, daha mutlu bir dünyamız olurdu.

Doğrusu yüzyıllardan beri süregelen erkek egemen toplum düzeni­ne karşı kadınların baş kaldırdığı çağımızda böyle bir yoruma ilk kez bir Türk sanatçının yol açmış olması çok ilginç. Sihirli Flüt, Bilge AI­kor'un sahne tasarımıyla yaratıcı bir rejisörün yönetiminde sahnele­necek olsa bir "ilk" gerçekleşmiş olurdu. Toplumsal erkekliğin sor­gulandığı, kadınların baş kaldırdığı çağımız açısından çok ilginç bir yorum.