KAYNAKÇA

Levent Çalıkoğlu, "Düşünce Katmanları Arasında Mozart" - 05.05.2007

Referans Gazetesi (Levent Çalıkoğlu)

Sanatçı Bilge Alkor, Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde "Sihirli Flüt" adlı bir sergi açtı. Adından da anlaşılacağı gibi Alkor, Mozart'ın meşhur operası "Sihirli Flüt" ve bu başyapıtın düşünce katmanlarını sergisinin ana izleği olarak işliyor. Dolayısıyla ses, imge ve yazı arasında var olan, var olduğu düşünülen o doğal bütünlüğe işaret ediyor ve sergisini bu derinlik üzerine inşa ediyor. ilk bakışta kolay giriş yapılabilecek bir içerik değil bu. Bir opera parçasının işi görsellik olan bir sanatçı tarafindan nasıl yorumlanması gerektiği hayli ciddi bir tartışma. Bilenler çıkacaktır Alkor, ses, yazı ve imge arasındaki tehlikeli sularda dolaşan nadir sanatçılarımızdan. Onun disiplinlerarası olarak tanımlayabileceğimiz bu alana ilişkin daha önce de oldukça ilginç deneyimleri oldu. Alkor, "Bir Sanattan Öbürüne Yolculuk" başlıklı ilk sergisini 1996 yılında Shakespeare'den "Bir Yaz Gecesi Rüyası" ve "Fırtına" adlı oyunlarından esinlenerek Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirmişti. Ardından, 1997 yılında, Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen Sharjah Bienali'ne Shakespeare ve T.S. Eliot'dan esinlendiği resimleriyle katılmış ve Başarı ödülü almıştı. Bu çalışmaların devamında Bilge Alkor'un yeni esini Franz Schubert'in yazar Wilhelm Müller'in metinleri üzerine bestelediği 24 şarkıdan oluşan "Kış Yolculuğu" adli eseriydi ve sanatçı Schubert'in eseriyle aynı adı taşıyan ve "sanatlararası etkileşim" niteliğindeki sergisini 2004 yılında İş Sanat Kibele Galerisi'nde açmıştı. Alkor şimdi, Mozart'tan hareketle "Sihirli Flüt" adlı sergisini gerçekleştiriyor.

 

Mozart'ın hayal gücü

Sergi, resim, fotoğraf, tasarım gibi 20. yüzyıl sanatının temel ifade biçimlerini organik bir bütünlük olarak sunuyor. Mozart'in hayal gücü Alkor'un yorum gücüyle yeniden tanımlanıyor, daha doğrusu görünür kılınıyor. Sihirli Flüt'ün kahramanları Sarastro, Gece Kraliçesi, Papageno, Papagena kimlik kazanmakla kalmıyor, hikâyenin geçtiği mekânlar da kendilerine özgü bir imgesellikle canlaniyor. Alkor, yazinin bizde bıraktığı izlenimi öyle bir görselliğe büründürüyor ki, Sihirli Flüt'ü bilen kişi, eserlerin yanlarındaki etiketlere bakmadan dahi kimin kim olduğunu kestirebilir. Sanatlararası yolculuğunu öncelikle bir öğrenme sürece olarak tanımlıyor Alkor. Sanat yapıtlarındaki yaratıcılığın bir keşif süreci olduğunu, bu sürecin yeni düşünce yapılarını harekete geçirdiğini ve bu deneyimi yaşayan kişinin tüm duyularının zenginleştiğini düşünüyor. Bu durum tabii ki bir sanatçının diğer sanatçının üretiminde hem kendisini bulması hem de ondaki farklılıkları görme arzusuyla ilişkili. Disiplinlerarasi olmanın ilk şartı da muhtemelen bu: Kendi dışında birinin üretimini bir vazgeçilmezlik olarak görüp onu anlamak ve sonuçta şüphesiz onunla çoğalmak. Bu süreç şüphesiz her sanatçı için farklı bir zamansallık barındırıyor. Alkor'un Mozart'ın Sihirli Flüt'ünden etkilenme süreci neredeyse otobiyografik: "Flüt'ün çağrısı, İsis'in tülünü kaldırmaya girişmemi haklı çıkarabilir mi? Çocukluğumun oyunlarından bu yana, sanat serüvenimde de görünmezi görünür, görünürü görünmez kılmaya çalışmam bana yardım edecek mi? Bu soruların yanıtını, AKM'deki sergim (Bir Yaz Gecesi Düşü ve Fırtına) üstüne Cevat Çapan'la konuşmamda buluyorum: Neden bu iki oyun? Shakespeare'in en çok sevdiğim oyunları bunlar. Sanırım doğa şiiriyle doğaüstünün karışımına özellikle duyarlıyım. Ayrıca, Bir Yaz Gecesi Düşü için şunu da eklemeliyim: Düşler evreni çalışmalarımda her zaman önemli bir izlek oldu. Fırtına'nın belli kişileri ve durumlarıysa benim için birer arkhetypos. Bunlarla örneğin Mozart'in Sihirli Flüt'ünde de karşılaşıyorum. Prospero orada Sarastro olmuştur.

Ferdinand'la Miranda orada Tamino'yla Pamina'dır ve bir ateş sınavından geçmek zorundadırlar, Fırtına'da sevgililerin birleşebilmek için sınavdan geçmeleri nasıl gerekiyorsa... Monostatos bir tür Caliban'dır... Hepsi Prospero'nun deyimiyle düşlerimizin kumaşından yapılmış gerçekler..."

 

Serginin yumuşak akışı

Tüm bu metinler ve disiplinlerarasılık içerisinde serginin yumuşak bir akışı var. Sergi mekânına uçucu bir dokunuşla yerleşen resim ve fotoğraflar izleyicisini bazen bütünlüklü bazen de parçalı bir anlatımın içerisinde dolandırıyor. Açıkçası serginin başlangıcında yer alan "işaret metni" okumadan da dolu dolu bir görsel deneyim yaşayabiliyorsunuz. Bir diğer deyişle Alkor, imgelerini Mozart'a adamış ama ondan sıyrılmasını, kendi görselliğini oluşturmayı bilmiş. Ses, imge ve yazı arasındaki tuhaf, giderilemez çekim ve itim alanlarını iyi koordine ederek büyük bir düşünce katmanını adım adım çözmüş. Sanatın, derin bir düşünce sürecinden nasıl beslendiğini ve görünür olduğunu merak edenlerin kaçırmaması gereken bir sergi bu.

 

Levent Çalıkoğlu

Referans gazetesi

Yaşam

05.05.2007