KAYNAKÇA

Kaya Özsezgin, "Şair-Müzik Eşliğinden Resim Sanatına" - 05.12.2004

Cumhuriyet Gazetesi (Kaya Özsezgin)

Şair-Müzik eşliğinden resim sanatına

Müzikte ses tınısının alçalıp yükselmesi so­nucunda oluşan melodik yapıyla resimdeki renk tonlarının, kompozisyonu bütünleştiri­ci doğrultuda bir araya gelerek oluşturduğu "soyut" düzen arasında, "sözel" olmamak­tan kaynaklanan bir ilişkinin varlığı üzerin­de durulrrıuştur zaman zaman. Sanatların en soyutu olan müzik, doğayı ve insan tinini, ses aracılığıyla ve melodik yapılanma eşliğin­de yorumlarken, ressamın doğa gerçekliği­ne öykünmeden salt soyut biçimler eşliğin­de yapmaya çalıştığı noktada buluşur onun­la. Ancak bu buluşma, başlangıçta program­lanmış olabileceği gibi, dolaylı bağlantılar çevresinde de gelişebilir; ressam bir müzik partisyonundan etkilenerek tuvalin başına geçebileceği gibi, ressamın tablosundan esin­lenerek müzisyen de bir beste geliştirebilir.

İşitsel olanla görsel olanı eşleştirme

Ama bilinerı örnekler paralelinde bakıldı­ğında, bu iki sanat dalı arasındaki ilişkiler­de, resimden müziğe doğru yönelişler daha ağır basıyorsa, bunun önemli nedenlerinden biri, müzikteki ses formlarının, özellikle de soyutçu resim formlarına dönüşüm pratiğinin sanatsal süreç açısından daha yaygın olmasındandır. Mondrian, Klee ve Mathieu gibi soyutçu ressamlar, daha önce müzikle bağlantıları bir konser sahnesini tablolarına aktarmaktan ibaret olanları aşarak, dogrudan doğruya sesle, renk ve biçimin plastik yapı­sı arasında "doğal" geçişler aramışlar, böy­lece de bir anlamda, "işitsel" olanla "görsel" olanı eşleştirme yolunu seçmişlerdir.  Ortaklığı, daha ileri aşamalara götürmenin, ilişkiyi daha da derinleştirmenin yolunu açanlar, bu bakımdan daha çok soyutçu ressamlardır.

Daha önceki çalışmalannda da resimsel biçimin çok yönlü anlamını ortaya çıkarıcı yönde etütleriyle tanımış olduğumuz Bilge Alkor da müziğin uyarıcı işlevinden yola çıkarak, kâğıt ve tuval üzerine akrilik ve karışık teknikle oluşturduğu yeni işlerinde, bu sanatçılar kuşağının üyeleri arasında yer aldığını kanıtlamış oluyor. Müller'in "Kış Yolculuğu" metinleri üzerine Schubert'in lied'lerinden esinleniyor bu kez. Her ikisine de eşit uzaklıkta duruyor görünmesine karşın, Schubert'in bestelerinin, ona etkili bir kaynak oluşturduğu, özellikle siyah tonların yer yer renk benekleriyle bir arada kullanıldığı resimlerinde, içsel duyumu dışavuracak bir yöntemi benimsemiş olmasından anlaşılıyor.

Çağrıştırıcı bir zenginlik

Yolculuk boyunca gözleme ve izlenime açık olan, zamanın akışı içinde görsel belleğe yerleşen manzaralar bütünü, müzikle buluştuğunda , çağrıştırıcı bir zenginlikle donanır; o aşamada müziğin büyüsü devreye girer. Can Alkor'un serge kataloğunda değindiği gibi, bir müzik formu olarak lied'in kendisinin de şiir ve musiki arasında bir " alış veriş ürünü" veriş ürünü" olmasi, Alkor'un resimlerine egemen olduğu daha ilk bakışta anlaşılan du­yumsalligi da ister iste­mez öne çıkarıyor; re­simlerin altina iliştirilen notlarm pekiştirdiği me­tinden müziğe geçiş sü­recini öne çıkarmakta etken oluyor.

Siyah leke aslında; müzik eşliğinde tasarımlanan düşlerin, atı­cak yolculuk metaforuyla bir yaşam boyutuna dönüşebileceği konusunda izleyiciyi davet eden bir öğe, bel­ki de konunun bütün şiirselliğine karşın, onu kuşku ve tedirginliğe yönelten bir tür karaba­san etkisi yaratıyor. Böyle bir ikilem, Bil­ge Alkor'un resimle­rindeki motiflerin bi­rer yaşam göstergesi olduğu gerçeğini güç­lendirmekle kalmıyor, eriyen ve resim yüzey­leri üzerinde dağılan, giderek de birer "simge" olma özelliği kâzâ­nan bu ağır siyah leke­lerin arkasında, gizle­nen örtük anlamlarla da sarmalıyor izleyici­yi.

Şiir ve ses

Alkor'un yeni sergi­sindeki resimleri, Schu­bert'in müzigiyle yo­rumlanan bir gezi izleniminin görsel notları olarak algılanabilir. Böylece şiirden müzi­ğe ve oradan resme uza­nan ve birbirinden fark­lı sanatçıların elinde dokunduğu için, her aşamada yeniden bo­yutlanmış olan bir ol­gu karşısındayız. Elle, müdahale, desen ve ko­laj gibi degişik elemanların, kullanıldıgı yer­lerde, bu boyutlanma­nın yapısallığına uyum­lu bir yolun seçilmiş ol­ması, Bilge Alkor'un kompozisyonlarını, bir başka anlam odağına daha yerleştiriyor:

Şiir ve ses arasında daha önce kurulmuş olan diyalog, iki farklı sanat dalına gönderme yapmayı zorunlu kılan çoğul nitelikli bir "ifa­de" biçimi. Söz konu­su ifade, böylece hare­ket noktası olan ger­çeklik olgusunun, `sal­tık bir bakış açısıyla yorumlanamayacağına ilişkin kuralı bir kez da­ha gündeme getirmiş oluyor.

"Kış Yolculuğu", bir­çok yönden irdelenme­si gereken başarılı bir sergi.

 

Kaya Özsezgin

Cumhuriyet Gazetesi