KAYNAKÇA

Nazan İpşiroğlu, "Melekler ve Şeytanların Aynası" - 2012

Meleklerin ve Şeytanların Aynası (Nazan İpşiroğlu)

MELEKLERİN VE ŞEYTANLARIN AYNASI

Nazan İpşiroğlu

Bilge Alkor son yapıtlarını 'ayna' üst izleği altında toplamış. Meleklere, şeytanlara ve dolaylı yoldan "insan"a ayna tutuyor. Yapıtlar yağlıboyadan fotoğrafa, foto-resimden kolaja, çakıl taşlarına... değişik tekniklerle oluşturulmuş. Yapıtlara geçmeden önce Alkor'un sanat dünyasına onun bir gravürüyle girmek istiyorum. Alkor İtalya yıllarında kısa bir süre gravür çalışmaları yapmış. Sonra bir daha gravüre dönmemiş. Böyle olduğu halde benim bir resimle başlamamın nedeni, bunun Alkor'un sanatının kapısını açabileceğine inanmam.

Resme bakar bakmaz ilk gördüğümüz dikdörtgen resim yüzeyi üzerinde soldan sağa hızlı bir hareket, bir çizgi akışı. Çizgilerin üstünde irili ufaklı noktalar. Noktaların seyrek olduğu yerler aydınlık, yer yer de yoğunlaşarak koyu bir leke oluşturuyorlar. En koyu leke sol üst yandaki kara bulut. Yağmur yağıyormuş gibi aşağıya doğru çizgiler. Kara lekenin içinde farklı okunabilecek bir takım biçimler gizli: acayip, ne olduğu belirsiz hayvanımsı şeyler... Çizgi akışı tek yönlü, ama karmaşık. Yakından bakınca iç içe giren, üst üste binen, kıvrılan, düz giderken dönen irili ufaklı çizgiler görülüyor. Deniz mi? Dalgalar mı? Rüzgar arada yön mü degiştiriyor? Kara bulutun içinde belirgin olarak gördüğüm (ya da gördüğümü sandığım), bir melek kanadı, kara bir surat... ama en ilginç olanı "dur" dercesine havaya kalkmış bir el. Resmin adı "molto agitato". Agitato bir müzik deyimi. Yorum için kullanılan bir deyim. Huzursuz ve hareketli anlamına geliyor. Örnek olarak Beethoven'in Ay, Işığı sonatının (Opus 27, No.2)son bölümünü gösterebilirim: presto agitato, çok, hızlı, huzursuz yer yer duraklamalar, dinginleşen anlar içerir bu bölüm. Bu okumaya göre benim alımlamam şöyle: insana benzer bir figür yok, sadece insanın yaşadığı dünyanın bir parçasını görüyoruz. İnsan varlığının hızlı yaşam akışı ve karşıtlıklar içinde dalgalanarak gelip geçen zaman yaşantısını.

Sanatçının müzik terimini kullanması onun görsel alanın sınırlarını aştığının göstergesi. Nitekim sanat yaşamına geriye baktığımızda Mozart'ın Sihirli Flüt operasına; Schubert'in Kış Yolculuğu liedlerine; Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası ve Fırtına oyunlarına resimler yapmış olduğunu görüyoruz. Bu seçki rastgele değil. Gerek dönem gerek tür, gerek içerik olarak birbirinden farklı olan bu yapıtların sanatçıyı çekmesinin nedeni, bunların ortak yanının insane varlığını saran gerçeklerin ve mitlerin iç içe girmiş olması.  Alkor'un resimlerinin bir yazınsal metni resimleme olmadığını bilmem söylemeye gerek var mı? Sanatçı onu düşündüren, etkileyen yapıtlardaki karakterleri yeniden yorumlayarak görselleştiriyor.

Meleklerin Şeytanların Aynaları 'nda da odak noktası insan, mitlerin ardrna gizlenmiş, içine düştügü gerçekleri anlamaya çabalayan insan. Dizinin ilk resimleri Dürer'in Melencolia adlı gravürünün dört çeşitlemesi. Dürer'in bu yapıtı, bir bütün oluşturduğu düşünülen üç  gravüründen biridir. Ötekiler, Ermiş Hiyeronimus; Şövalye, Ölüm ve Şeytan. Genel yoruma göre bu gravürlerde Dürer yaşam karşısındaki üç duruşu anlatır: Melancolia, aktif ve kontemplatif duruşa karşı intuitif duruşu, sezgisel, ileriye yönelik vizyonlarla dolu duruşu gösterir. Resimlerin her biri kendi konusu bağlamında simgelerle doludur-. Melencolia'nın anlamı yapılışından günümüze tam çözümlenememiş, tartışmıa konusu olmuştur. Resimde kanatlı hir kadın, olanca ağırlığıyla çökercesine bir basamağa oturmuş, bir eliııi sakapna dayamış, öbür elinde bir pergel tutar. Kucağında kapalı bir kitap vardır. Gözleri dalmış boşluğa bakmaktadır. Dizlerinin dibinde kıvrılmış yatan bir köpek  uyuklar. Yanı başındaki küçük melek, çevresindeki bir sürü araç gereç resmi bilmece haline getirmiştir. Alkor resimdeki simgelerin hiç birini ele almadığı için bunları açıklamaya ve resmi alımlamaya girişmiyorum. "Kadrn neden melek?" diye başlayan tartışma, her bir simgemin ayrı bir inceleme konusu olmasıyla günümüze değin sürmüş te sürekli yeni fikirler ortaya atılmıştır. Melankolinin bir hastalık olması tıp doktorlarının ilgisini çekmiş, bilimsel yazılara neden olmuş, ayı-ıca pek çok  sanatçıya, yazara da esin kaynağı olmuştur bu resim.

Bilge Alkoı-'un neden bu gravürü yorumlayarak melek resimlerine başladığı sorulabilir. Ben bu başlangıcın tüm resimlerin ardındaki ana fikrin anahtarı olduğunu düşünüyorum.

MELEKLER

Alkor Dürer'in simgelerini kullanmamış. Melankolik kadın Dürer'de olduğu gibi melek. Resimlerden sadece ilki Dürer'inkine yaklaşıyor. Melek  boşlukta, yapayanlız, düşüncelere dalmiş. Başını sol eline dayamış, sağ avucunda bir elma tutuyoı-. Kanatları çok büyük neredeyse tüm resim yüzeyini kaplıyor. Kanatların dışında tek simge elma. Elma neyi simgeliyor olabiliı-? Doğayı? Yaşamı? İlk günahı? Yaşamın anlaşılmazlığını,anlamısızlığını? Ya da hepsini.

San Marco Melekleri dört tane. Venedik'te Karnaval sırasında San Marco meydanında dolaşan melekler.

Bundan sonra haber melekleri geliyor: Cebrail ve Azrail. Tanrı ile insan, öte dünya ile bu dünya arasrndaki iletişimi sağlayan melekler. Yaşamdaki iki temel karşıtlığın simgeleri: doğumun (müjde) ve ölümün (acı haber). Monoteist dinlerin inancına göre Allah'Ia peygamberler arasındaki haberci Cebrail'dir. Müjde getiren melektir. İslam'da Muhammed'e vahiyler Cebrail'le inmiştir. Muhammed'in göğe çıkışında ona Cebrail eşlik eder. Hıristiyanlık'da İsa'nın doğum haberini getirir Meryem'e. Azrail ise ölümün habercisidir. Diğer resimlerde meleği palyaço olarak görüyoruz. Melek neden palyaço? Palyaço güıldüren/ağlatan hir tiyatro figürü. İlk ortaya çıktığnıdan bu yana tiyatroyla sınırlı kalmamış, çok ilgi çekmiş, edebiyattan müziğe her sanat dalında ele alınmış. Alkor'un meleğee yaklaşımı bana H. Miller'in bir palyaço öyküsünü çağrıştırdı. Hemen şunu söyleyeyim ki, J.Miro'nun resimlediği bu öykü Miller'in diğer öykülerinin hiç birine benzemez. İnsanın kendiyle eleştirel ve derin bir hesaplaşmanın düşündürücü, hüzünlü öyküsüdür bu: "Merdivenin Dibindeki Gülümseme" (The Smile at the Foot of the Ladder). Bu şiirsel anlatıda mesleğinde çok başarılı, çok sevilen bir palyaço istediğini elde edememenin ezikliğini yaşamaktadır. Onun ereği insanları gelip geçici olarak güldürmek/ağlatmak değildir. İnsanlara gülmeyi içselleştirmeyi, gülümsemenin mutluluğunu yaşamayı öğretmektir.  Bunu başarabilmek için uğraşır. İnsanları güldürmeye çalıştıkça onlar daha çok gülerler. Onlar güldükçe palyaço kendinden geçer, transa girer.  Kimse bir şey anlamaz. Sonunda bıkarlar.  Islıklanır, hücuma uğrar, yara bere içinde canını zor kurtarır.  Öykü acı yaşantılar, yoğun hesaplaşmalar ve ölümle son bulur. Palyaço yaşamının son anında trajedisinin bilincine varır:  İnsanları güldürmek ona yetmemiş, kendi sınırlarını aşmıştır. Başka bir dünyanın, gülmenin, ağlamanın ötesinde mutluluk olabileceğini insanlara öğretmeye çalışmıştır.  Bu tanrıyla boy ölçüşme dğil midir?  Bilge Alkor'un melekleri de başarısız, mutsuz... Meleğin Öyküsü dizisinde meleğin acı sonunu görüyoruz. Umutsuzluk içinde kendini nasıl yok ettiğini.

ŞEYTAN

Alkor'un, melek dizisine Dürer'ün Melancolia'sıyla başladığına bakarak şeytan dizisinde de Dürer'in gravüründeki şeytanı yorumlayacağı düşünülebilirdi. Gerçi arada baş figür şövalye ama şeytan eşek, domuz, geyik, kuş vb. Farklı hayvanların bir araya gelmesiyle oluşmuş korkunç, grotesk bir figür. Ama böyle bir şeytan figürü sanatçının çıkış noktası olamazdı. Onun şeytana bakışı meleğe bakışından çok farklı. Alkor'un meleği melankolikti, başarısızdı, mutsuzdu. Şeytan ise "Şeytan gibi" deyimine tam uyuyor. Bu deyim olumlu/olumsuz anlamlar içerir. Alkor'un şeytanları kılıktan kılığa giriyor. Kesiyor, biçiyor, kandırıyor, her türlü kurnazlığı yapabiliyor, ama öte yandan insanın yaratıcılığını da kışkırtıyor. Kul olmamaya, "hayır" diyebilmeye örnek oluyor. Bunlan meziyete dönüştürmek ise insanın kişiliğine bağlı. Bu açıdan bakınca Şeytanın insana iyiliği dokunduğu da söylenebilir. Üç büyük yağlıboya şeytan resmine "lucifer" yazmış sanatçı. Bu Hıristiyanlıkta şeytana verilen bir ad. Latince kökenli, ışık getiren anlamına geliyor. Bilindiği gibi şeytanın değişik adları vardır. Bunlar olumlu anlamda değildir. Aralarında sadece Lucifer ışığa, aydınlığa işaret ettiği için olumlu sayılabilir.

Lucifer dizisinde üç resim var. Bunlarda bildik siıngeleri kullanmış sanatçı: kanat, boynuz, yılan vb. Lucifer oyunculuğunu, kılık değiştirmesini çakıl taşlarıyla yaptığı kolajların fotoğraflarında görüyoruz. Nasıl meleğin öyküsü varsa şeytanın da bir öyküsü var. Bunlar da foto-resim. Yukarıda sanatçının şeytana bakışının melekte olduğundan daha olumlu olduğunu söylemiştim.

Ne ki şeytanın öyküsünün de sonu hazin."Şeytan anlatıyor"  diye başlıyor dizi. "Bır varmış, bir yokmuş. Ve öykü başlıyor. Şeytan kendine benzer bir varlık yaratıyor. Bu bir kadın. Yalnız kalmak istemediği için mi? Yoksa meleklere karşı koyabilmek için şeytanların çoğalasını mı istiyor? Belki. Çünkü kadın nara donüşüyor. Nar çoğalmanın simgesi Son karede yeni yaratık sokak ışıklarının yarı aydınlattığı karanlık bir geceye gömülüyor.

RENKLER VE SİMGELER

Alkor resimlerinde rengi simge olarak kullanıyor. Genelde melekler mavi, şeytan kırmızı. Özelde her resimde tonlar, tonal geçişler, temel rengin üstüne gelen degişik renk lekeleri resmin anlamına göre simge işlevini üstlenerek farklılıklar oluşturuyor. Örneğin Cebrail ve Azrail'de birinin neşeli, canlı renklerinden iyi haberlerin, müjdelerin, ötekinin hüzünlü koyu rengiyle acı haberin taşıyıcısı olduğu ilk bakışta belli oluyor. Melankoli resimlerine baktığımızda ilk resimle ölüm meleğinin renkleri aynı hüznü duymakta. Yaşama umutsuz bakış ve yaşamın sonu... ilk dizide mavi ve koyu kırmızının koyulaşan tonları ve dizerindeki yer yer  siyah lekeler meleklerin melankolik duruşlarını simgeliyor. Melek hep düşünceli, içe dönük, melankolik. Melankoliden kurtulduğu olmuyor değil. San Marco meleklerinde bunu az çok görebiliyoruz. Renkler daha aydınlık. Maviye aydınlık birr yeşil de karışıyor. Kanatlardaki beyaz lekeler de bu meleklere çok farklı bir hava veriyor. Hele iyi haberci Cebrail'de... Ama ne çare, meleğin sonu iyi değil. İlk resme yakından bakalım. Melek figürü resim  yüzeyini dolduruyor. Figürün boşlukta olduğunu resmin üst sağ yanındaki gri-mavi lekeden anlıyoruz. Dizinin öteki resimlerinde de boşluk böyle belli ediliyor. Bu aydınlık bir gökyüzü değil. Meleğin iç dünyası gibi kapalı. Resmin alt yanında kırmızı, mavi, siyah karışık renk lekelerinin içinde ne olduğu pek anlaşılmayan çiçeğe benzer biçimler var. En belirgin biçim biı- küp. Onun önünde de karışık çizgiler arasında kuş gibi bir figür  göze çarpıyor. Bu sergideki resimlerin bağlamı içinde baktığımda bunu karga olarak yorumluyorum. Nedeni, Meleğin Öyküsü'nde karganın sona yaklaşmanın de simge olarak kullanılmış olması. Yukarıda sözü geçeıı Kış Yolculuğu resimlerinde karga ölümü simgeliyordu. Demek ki, karga ölüme yaklaşmanın, sona ulaşmanın simgesi sanatçının görsel sözlüğünde.

Burada ayraç acarak Kış Yolculuğu'ndan aldığımız karganın çizimine dikkat çekmek istiyorum. Karganın iki yana açılarak bütün resim yüzeyini kaplayan kanatları düz, yuvarlak, dalgalı, ince, kalın çizgilerle belirtiliyor. Bunlar üst üste gelerek değişik büyüklükte dikdörtgen ve dar açılı üçgenler oluşturuyorlar. Şiir ve müziğin bütünleştiği Kış Yolculuğu resimlerini sanatçı Schubert'in liedlerini yorumlayarak görselleştirmişti. Resim yüzeyinde derinlik ve hareket, müzikte ses çizgilerinin üst üste gelerek yürüyüşüne koşuttu. Bu koşutluk, (çizgilerin hızlı akışı ve yüzeylerin üst üste gelerek farklı katmanlar oluşturması) kuşun boşluktaki uçuşunu anlatıyordu. Yazının başında ele aldığımız gravür sanatçının daha gençlik yıllarında bir düşüncenin nasıl görselleştirilebileceğini kendine sorun yapmış olduğunu ve bu doğrultuda yol aradığını gösteriyor. Soruna konuya ve kullandığı malzemenin olanaklarına göre çözüm arıyor. Melek ve şeytan resimlerinde resim yüzeyindeki derinliği/ hareketi renk lekelerinin, ince/ kalın renk çizgilerinin, nokta ve benzeri biçimlerin üst üste gelmesiyle ve ışık efektleriyle vermiş.

ANLATIM VE SAHNELEME

Alkor'un resimleri anlatıma dayanıyor. Bu nedenle kompozisyonlarını bir ­sahneleme olarak tasaı-lıyor, tıpkı bir tiyatro oyununu sahneler gibi. Bu onun her resmi için geçerli, ama fotoğraf çalışmalarında daha belirgin ortaya çıkıyor. Gerçek yaşamla kurgusal yaşamı iç içe ele alıp bi öykü yaratıyor. Başka deyişle yarattığı kurgusal öyküyü  gerçek yaşamla bütünleştiriyor. Şeytan ve melek öykülerinde rol oynayanlar gerçek insanlar. Şeytan öyküsünde üst sırada, şeytanı  gösteren karelerin arasına Venedikten bir manzara sıkıştırılmış. Bir kanal... Bir köprü... Güneşte parlayan dalgalar... küprüden aşağıya bakan insanlar... İkinci sırada, bu kez şeytanın kendisi değil yarattığı kadın aynı köprünün önünde. Köprüde duranların başlarında külahlar var. Bundan öykünün karnaval sırasında geçtiğini anlıyoruz. Venedik karnavalı çok eski bir geleneğe dayanıyor. Yüzyıllardır belli bir ayda her yıl yinelenen maskeli bu eğlence. Sanatçı bu çalışmaları için özellikle karnaval sırasında Venedik'e gidip fotoğraf çekmiş. (San Marco Melekleri'ni anımsayalım). Meleğin öyküsünün geçtiği yer de büyük olasılıkla Venedik. Melek güzel bir kadın. Önce bir odada ocağın önünde; sonra camlarından ışık giren büyük eski bir yapıda; kanatlarını parçalayıp uçurduktan sonra yeşillikler içinde ağaçların altında, mezarlıkta. Mezar taşı bir melek heykeli. Şeytanın da meleğin de duruşları, hareketleri, öykünün akışına göre rolü oynayanın ya da maskelerin ifadeleri çok teatral.  Belli ki bir iç- hesaplaşmanın acısını yaşıyorlar. Melek öyküsünde mezar taşının yanındaki karede sonun habercisi karga var. Son karede melek yarı karanlıkta, ilk karede gördüğümüz ocağın önünde. Oturmuş, başını eğmiş, yüzünü kollarıyla kapatmış. Şeytan da öykünün sonunda karanlıkta. Siyahlara bürünmüş yüzü ölü gibi, ama yine de ayakta. Melek pes ediyor, şeytan diretiyor mu? Soruların ucu açık ... çok kısa anlattığım melek ve şeytan öykülerinde açık alan çok.

Tanıklar dizisi daha da düşündürücü. Şeytan ve melek portreleri. Çakıl taşlarıyla yapılan kolajlar. Bunlar kime, neye tanıklık yapıyorlar? Yukarıda söylediğim gibi melek palyaço kılığında. Ama gülmüyor, gözleri yaşlı... Şeytansa her kılığa giriyor. Palyaço kılığına da... Gülüyor, üstelik yüzünde hınzırlık düşünüyormuş gibi bir ifade var. Halinden memnun. Sergideki yapıtlara bir bütün olarak baktığımızda baştan sona bir tiyatro oyunu seyrediyormuşuz duygusuna kapılıyoruz. Olayların geçtiği yer Venedik olduğuna göre oyunun adı "Venedik'te Karnaval" olabilirdi. Oyuncular melek ve şeytan kılığına girmiş insanlar. Başkişi Palyaço. Hem melek hem şeytan rolünde. Palyaço hem güldürür hem ağlatır. Bizim öykümüzde ikiye bölünmüş. Biri melek biri Şeytan rolünde... İnsana ayna tutuyorlar. Melek H.Miller'in öyküsündeki gibi insanlara iyilik yapmak istiyor. Tanrıyla boy ölçüşmeye kalkışıyor. Başaramıyor. Şeytan tanrıya karşı koyuyor. Tanrıya karşı koyarak iyilik yapabilir mi? "Işık getiren" olarak düşünülürse belki. Bu aynaya bakanın ışıktan yararlanmasına bağlı.

Alkor'un resimleri çok düşündürücü. Yazıya başlarken Alkor-'un sanat dünyasına açılabilmek için onun gençlik yıllarında, yaptığı bir gravürü ele almıştım. Amacını, daha gençlik yıllarında yaşamın dalgalı akışı karşısında tavır almanın, bir duruş edinmenin gerekliliğini sezmiş olduğunu göstermekti. ilerleyen yıllarda yaşadıkları, yaşantıları, deneyiınleri üzerinde düşünmeye başlamış. Bu yaşamla, daha doğru bir deyişle gerçeklerle ve kendi iç dünyasıyla bir hesaplaşma. Hızla değişen yaşamın dalgalı akışı içinde ayakta kalabilmenin yolunu arama... "Meleklerin ve Şeytanların aynası" sanatçının en son çalışmaları. Ardında sanatçının dünya görüşü, yaşam karşısındaki duruşu gizli, izleyici için açık alan çok. Alımlama sürecinde sorular çoğalıyor, aynaya yansımalar artıyor, arttıkça çeşitleniyor. Resimlere bütüncül bir bakışla bakıldığında izleyici alımlama sürecınde yeni alımlama boyutları bulacak, belki de aynalarda kendini görecektir.